İstiklal Marşı’ nın Anlamı ve Önemi

Toplumda milli bilinci güçlendirmek, bağımsızlık çoşkusunu arttırmak ve aynı zamanda bağımsız bir devlet olmanın da gereği olduğu için bir milli marşa gerek duyuldu. İsmet İnönü’ nün talimatıyla Milli Eğitim Bakanlığı ‘’ İstiklal Marşı Yazma Yarışması ‘’ düzenledi ve ödülün 500 lira olacağını duyurdu. Yarışmaya 724 adet şiir katılmış ve bu şiirlerden hiçbiri uygun görülmemiştir. 724 şiirin milli marş için uygun görmeyen bakanlık yetkilileri Mehmet Akif Ersoy’ un ‘’ Kahraman Ordumuza ‘’ adlı şiirini mecliste okumuş ve büyük beğeni toplamıştır. 12 Mart 1921 senesinde toplantıda bu şiir İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Mehmet Akif, yarışmaya konan ödülü almamış ve bu görevi ordu ve milletimiz adına yerine getirdiğini söylemiştir.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

İstiklal Marşı’ nın ilk kıtasında şair, Türk milletine cesaret vermek ve milli duyguları harekete geçirmek için şiirine ‘’ Korkma ‘’ diye başlamıştır.  Göklerde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızın hiçbir zaman inmeyeceğini, sonsuza dek bu topraklar üzerinde dalgalanacağını belirtiyor.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!

Bu dörtlükte  şair bayrağımıza sesleniyor. Şair bayrağımızın kırgın ve küsgün halini bırakıp göklerde dalgalanmasını, kahraman Türk milletine artık gülmesi gerektiğini söylüyor. Bayrağımıza, eğer bu şiddetli ve öfkeli halini bırakmazsa uğrunda dökülen kanlarımızın helal olmayacağını vurgulayarak, bağımsızlığın Allah’ a inanan milletimizin hakkı olduğunu ifade ediyor.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş Sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Bu dörtlükte şair Türk milletini konuşturmaktadır. ‘’Ben’’ kelimesini kullanmakla beraber kastolunan Türk milletidir. Ezel, öncesi olmayan zamandır. Zincir vurmak, esir etmek manasındadır. Bizi esir etmek isteyenleri çılgın olarak nitelendiriyor.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Bu dizelerde çelik zırhlı duvar ifadesiyle şair Batı’ nın sahip olduğu teknoloji kastedmiştir. Batı’ nın teknoloji karşısında Türk milletinin manevi güçlerinin kuvvetli olduğunu vurgulamıştır. Batı’ yı burada tek dişi kalmış canavara benzetmiştir.

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Şair, burada Türk milletine seslenmekte ve herkesin bağımsızlık için mücadele etmesi gerektiğini çok güzel günlerin yakında geleceği vurgulanmıştır. Şairin  ‘’arkadaş’’ diye hitap ettiği  düşmanla savaşan askerimizdir.

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Şair bu kıtada ‘’ vatan’’ sözkonusuna değinmektedir. Vatanı sadece bir toprak parçası olarak değil şehitlerin kanıyla sulanmış çok değerli bir miras olarak görmektedir. Toprağın altında kefensiz yatan, şehitlerdir. Toprağı vatan yapan, şehitlerin kanıdır.

Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Şair bu dörtlükte, bu cennet vatanın uğruna feda olmayacak kimsenin olmadığı söyleniyor. Vatanımızın her köşesi şehit kanıyla sulandığından şair toprağı sıksak şehitler fışkıracak demektedir.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Bu dörtlükte şair, bir Müslüman olarak Allah’ tan tek isteği, mabedine yabancı elinin degmemesi ve dinin temeli olan kıymetlere şahadet  eden ezanların yurdun  üzerinde ebedi olarak işitilmesidir. Mabet, ibadet edilen yer demektir.

O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Şair,  dileklerinin kabul olduğu takdirde  Cenab’ı Hakk’a bin secde edecektir. Vatan topraklarının düşman elinden tamamen arınmış olduğunda, ruhunun  en temiz haliyle yerden göğe yükselerek huzur bulacağını anlatıyor.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Bu kıtada şair, zafer gününün heyecanını yaşayarak, bayrağımızın artık gururla dalgalanması gerektiğini  ifade ediyor. Türk milletinin tarih boyunca  hür yaşamış ve hür yaşayacağını, bağımsızlığın, Allah’ a inanan ve güvenen Türk milletinin hakkı olduğunu anlatmıştır.

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Close